Hüzün

Pencerenin önünde oturuyordu. Dışarısı kapkaranlıktı, tek bir yıldız bile gözükmüyordu. Yağmur yağdığı içindi muhtemelen. Saat 12’yi geçmişti. Yeni yaşına resmen girmiş sayılıyordu, artık 25 yaşındaydı. Dudaklarında acı bir gülümseme belirmişti ki yakışmadığını düşünüp hemen eski haline geri döndü.
Doğum günü, normal insanlar heyecanlanırdı ya da mutlu olurlardı doğum günleri olduğunda. Ama o geçirdiği 25 yılın ona ne kazandırdığını düşünüyordu şu an. Bu dünyaya ait hissetmedi hiç bir zaman, ya insanlar çok acımasızdı ya da o. İki taraftan birinin merhametsizliği yüzünden bu haldeydi ona göre.
Yağmur damlalarına baktı bir kez daha, seslerini dinledi bir süre. Aklına anneannesinin küçükken söylediği sözler geldi. “Yağmur yağdığı zaman gökyüzünde yıldızlar gözükmez” çok küçük bir an burnunun direği sızladı özlemden, ama hemen üstünü örttü o hissin, içinden teşekkür etti her bir yağmur tanesine, yıldızları gizledikleri ve gökyüzünün tamamen karanlık olmasını sağladıkları için. Beyazdan nefret ederdi çünkü, fazla masum gelirdi ona, hayatıyla ilgili hiçbir çaba sarf etmeyen, her şeye kolaylıkla erişen insanlara benzetirdi. Bir de tımarhaneye. Alaycı bir gülümseme oturdu dudaklarına “tımarhane” Montesquie’nın, “Acem mektupları” isimli kitabında “dışardakiler kendilerini akıllı sansın diye içeri tıkılmış zavallılarla dolu” diye tabir ettiği mekan. Başkaları egosunu tatmin etsin diye, beyaz odalarda, beyaz giyen insanların arasında, beyaz bir önlükle harcanan bir avuç azınlığın parçasıydı işte. Midesi bulandı, kusmak istedi. Aklına o renk geldikçe bulantısı şiddetlendi. Kendini o odada hayal ettikçe çürüdüğünü hissetti, yavaş yavaş öldüğünü. Bir daha hiç mutlu olamayacağını düşündü. Ümitsizlik her yanını sarıp onu boğuyordu sanki. O kadar bomboş hissediyordu ki uzun zamandır, gülmek şöyle dursun ağlayamıyordu bile. Hissizleşmişti tamamen. “Bu dünyaya ait değilim” dedi bir kez daha. “Zaten beni önemseyen hiç kimse yok. Ölümü bekliyorum artık, işini bitirip eve gitmeyi bekleyen bir memur gibi.”

Sonraki İçerikAnlatım Özellikleri

Anlatım Özellikleri: Doğallık

DOĞALLIK (=İÇTENLİK=SAMİMİYET) Anlatımın zorlamalardan, yapmacıklıktan uzak olarak, içten bir anlatımla samimi bir şekilde yapılmasıdır. •Özellikle deneme türündeki yazılarda içtenlik, aranan bir özelliktir. Örnek: Yalnızsınızdır; etrafınız her daim yosun...

Anlatım Özellikleri: Açıklık

AÇIKLIK: Anlatımın hiçbir tartışmaya yol açmadan, tek bir yargıyı açıkça ifade etmesidir. Açık anlatımdan birden çok yorum çıkmaz, herkes aynı şeyi anlar. Açıklığın olmadığı anlatımda...

Anlatım Özellikleri: Duruluk

DURULUK Anlatımda, gereksiz sözcüğün bulunmamasıdır. Güzel ve etkili bir anlatımda gereksiz ek veya söz tekrarlarına yer verilmez. •Aynı anlamı veren sözcüklerin bir arada kullanılması duruluğu bozar. Örnekler: "Mecburen...

Nasıl Yazmalı, Montaigne

Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi gidişimi aksatırlar diye. Gerçekten de iyi yazarlar üstüme fena abanır, yüreksiz ederler beni. Hani bir ressam...

Hüzün

Pencerenin önünde oturuyordu. Dışarısı kapkaranlıktı, tek bir yıldız bile gözükmüyordu. Yağmur yağdığı içindi muhtemelen. Saat 12'yi geçmişti. Yeni yaşına resmen girmiş sayılıyordu, artık 25...

Anlatın Özellikleri: Özlülük

ÖZLÜLÜK •Az sözle çok şey anlatmaktır. •Anlatım söz yığınından uzak, özet bir nitelik taşır. •Özlülüğün ustaca kullanımı yoğunluk ve derinliği de beraberinde getirir. Böylece anlatım okura yeni...